Yorum
Bedrettin Keleştimur :Üzüm bağda kaldı!
Cuma, 16 Ekim 2009 15:31

 

 

 

Köylü sıkıntıda… Derdini paylaşacak, kendisine yar olacak bir yol arkadaşı da bulamıyor!

Ve bir önemli sıkıntı daha var ki, üzüm üreticilerinin şarap fabrikalarına kilitlenmiş olmaları!

Elâzığ üzüm üreticileri birliği başkanı Hüsamettin Kaya, “Geçen yıl Elazığ’daki Tekel Şarap Fabrikası özelleşti. Geçmiş yıllarda fabrikalar bağlardan çıkmıyordu. Bu yıl üzüm bağda çürüyor. Bütün mesele kendi istedikleri fiyatı uygulayıp üreticiyi mağdur etmek. Birlik olarak Rekabet Kurulu’na gideceğiz.”

Tekirdağ Şarköy Ziraat Odası Başkanı Ömer Düzgün ise, “Tekel’in özelleşmesinin ardından üzüm üreticileri sorunlar yaşamaya başladı. Üzümün maliyeti her yıl artıyor. Ama üzüm fiyatları yıllardır hep aynı. Hatta bazı çeşitlerin fiyatı düşüyor”

Doğudan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e coğrafyamın dört bir yanında, üzüm üreticileri aynı sıkıntıları paylaşıyorlar…

Bir yılın çabası, emeği, sıkıntısı karşısında üreticiyi hayal kırıklığına uğratacak bir durum söz konusu…

Türkiye, yer altı ve yerüstü kaynaklarıyla zengin bir ülke… Ama bu zenginliği iç ve dış pazara dönüştürecek ticari disiplinleri kurabilmiş değiliz!

Elâzığ’da meyve üretiminin yüzde altmışlarını oluşturan, ‘üzüm üretimi…’ konusunda yeni eylem planlarının bu yıldan itibaren ortaya konması artık zaruri!

Üzüm ve dut’u bizler doğal gıda ürünleri arasında ilk sırada değerlendiriyoruz… Artık, üzüm üreticisinin; üzüm sofralık olarak tüketildiği gibi; üzüm suyu, pestili, pekmezi, sirkesi de iç ve dış piyasalarda tüketilebilir!

Özellikle de, Üzüm ve Üzüm Ürünleri, Dut ve Dut Ürünleri konularında, kadın istihdamına yönelik ‘proje çalışmaları…’ yapılabilir!

Kısa ve Uzun vadeli; 2 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık hedefler ortaya konabilir… Sadece Türkiye’ye değil, coğrafyamıza yönelik, ‘e-mağazaları…’ açılabilir!

Özetle, üzüm üreticisinin sadece, ‘şarap farikalarına kilitlenmesi…’ yanlıştır. Üreticinin bir araya gelerek ‘güç birliği…’ yapacağı, birlikte organize olabileceği, ‘üretim tesisleri…’ ve pazarlama ağıyla Elâzığ’da yeni bir sayfa, yeni bir dönem açılacağından kimse kuşku duymasın!

Öncelikle, ‘Doğal Gıda Ürünleri Fuarı…’ ve buna eş zamanlı olarak değerlendirme toplantıları… Ve bu şehirde, ortak bir aklın ortaya konması… Elâzığ’ı, şehir ve üreticisiyle hedef politikalara kilitlediğimiz zaman kısa bir sürede de netice alınacağına inanıyorum

*** *** ***

 

 

AİDS, ilk olarak 1981 yılında Amerika’da keşfediliyordu!... Günümüze kadar, AİDS’den 225 bin kişinin öldüğü kaydediliyor… Bu sayının her yıl ikiye katlanarak arttığı da ifade ediliyor!

Yıl, 2009… İnsanlık âlemi bu defa domuz gribi ile sarsılıyor…

Bakara Süresinde, “Osize... domuz etini... kesin olarak haram kıldı.” İlahi emriyle muhatabız! Asrımızda ilim, domuz etinin haram oluşunun sebepleri üzerinde ittifak etmektedir.

Gerek AİDS olsun ve gerekse Domuz Gribi olsun asrın hastalıkları arasında yerini almıştır. Elbette, buna karşı korunma tedbirlerini de, ‘kendi içimizde…’ kendimizi koruyarak alacağız!

Şurası bir gerçek ki, İslâm’ın bizlere gösterdiği yolda, ‘helal ve haram çizgilerini…’ birbirinden hayatımızın bekası bağlamında ayırmalıyız… Başka çaresi de yok zaten…

*** *** ***

 

 

Şunu gayet iyi anladım, ‘birbirini sevmeyen…’ veya gönül bağlarıyla birbirine bağlanmayan bir toplum her bakımdan zarardadır.

İnsanların bir duruşu olmalıdır… Ne deriz, “Ainesi iştir kişinin lafa bakılmaz…”

Mevlana ne diyor, “Testinin içerisinde ne varsa dışına da o sızar”

Sevmek, bütün ayrışmaların karşısında durmaktır!

Safları güçlendirmek…

Emin adımlarla bir milleti yüreklendirmektir…

*** *** ***

 

 

Sabah olsun, akşam olsun haberlere şöyle bir göz atarım… Yaşadığım coğrafyayı bir baştan öte başa haber dosyası ile birlikte dolaşırım…

Hergün Medyada; cinnet, hiddet, şiddet kasıp kavrulan bir dünyanın haline yanarım!

Kendi kendime düşünürüm,

70 milyon Türkiye, bir şiddet batağında mı?

Yok, öyle bir şey!

Bizim malum basınımız, haberleri cımbızla çekip alıyor ve ‘şiddet, hiddet, dehşet, cinayet kokan haberleri…’ her Allah’ın günü servislerine koymayı ihmal etmiyorlar!

Şahsen, bu tür haberlerin sıkça yer almasını toplum psikolojisi açısından doğru bulmuyorum! İnsanımız haklı olarak, Türkiye bir şiddet ülkesi mi gibi bir soruya da muhatap olabilir!

Hayır, buna kesinlikle katılmıyorum…

Şu yaşadığımız güzel coğrafyada, yanlış tercihlerle ve de yanlış değerlendirmelerle yola çıkmayalım. Arkamızda sürekli gri bir fon bulunurken bardağımızın da dolu kısmını görelim! “Güzel görmek, güzel düşünmek hayatı da beraberinde güzelleştirir”

 

 

Tabiat bizler için en güzel, en verimli ve en anlamlı bir ders kitabı!

Şu doğada, hayvanların kendilerinin korumak için nasıl kamufle ettiklerine hayretle şahitlik ediyorum!

Bir kertenkele, sararmış yaprakların arasına kendisini öylesine kamufle etmiş ki, sanırsınız o da yaprağın bir parçası!

 

 
Zafer Çağlayan'dan İslam Ülkelerine Çağrı
Çarşamba, 14 Ekim 2009 11:13

Kahire'de yapılan Uluslararası İşadamları Forumu'nda konuşan Çağlayan, "Ticareti kendi ulusal paralarımızla yapalım" diye konuştu.

Devamını oku...
 
Prof.Dr. Nurullah Aydın: Yeni Para Sisteminin İşleyişi! -II-
Cuma, 09 Ekim 2009 17:58

Ekonomistlere göre IMF’nin kurulması uluslararası ticaretin engellerle karşılaşmadan gelişmesi ve istikrarlı bir ekonomik düzen kurmak içindi. Ekonomik dalgalanmaları durdurmak, kapitalist sistemi düştüğü krizlerden kurtarmak Beretton Woods sisteminin özüydü. Sistem ödemeler dengesi açık veren ülkeye yardım etmek, kısa dönemde borçlandırarak açığı kapatmak ve bu yolla ekonomiyi tehlikeden kurtarmak üzere işliyordu.

Tehlikeden kurtulmak için yapılacak temel şey ise; ulusal paraların değerinin düşürülerek, ihracatın arttırılıp, ithalatın kısıtlanmasıydı. Bu amaçla IMF kuruluşundan bugüne yeni sömürge ülkelere devalüasyon önermiştir. Sistemin asıl çalışma biçimi ise tek bir ekonomi halinde ABD’ye bağlanan kapitalist ülke pazarlarında dalgalanmayı önlemekti.

Başka bir deyişle ülke ekonomilerinin ABD’ye göre ayarlanmasıdır. Ülkeleri gezen denetleyen IMF bu ayar işlerini organize eden, sömürge ülkelerin emperyalist sisteme uyumlu işlemesini bağımlılığın ve sömürünün devam etmesini sağlamaya çalışır. Sistem ABD merkez kabul edilerek ona göre şekillenir.

İkinci dünya savaşında ekonomik yıkıma ve hasar kaybına uğrayan diğer batılı devletler bu yeni şekillenmeye çaresiz boyun eğerler. 1946’yı izleyen bir kaç yıl içinde tüm para birimi dolara göre ayarlanır.

IMF ve Dünya Bankasının

IMF daha önce yaptığı proje yardımlarıyla borç verdiği ülkenin yatırım yapacağı alanları belirliyor, ülke üzerinde kısmi bir denetim kurabiliyordu. Yeni sömürgelerin ekonomisini bütçesini tümüyle denetleyemiyordu. Program yardımlarıyla emperyalizm borç verdiği ülkenin ekonomisi üzerinde tümüyle söz sahibi oldu. Bu tür yardımlarla borcun verilmesi ülkenin bir yıllık ekonomik programına IMF’nin vereceği onaya bağlanır.

IMF

IMF işbirlikçi hükümetlerin niyetlerini uygun bulursa yeni stand-by anlaşmasına onay veriyordu.

IMF görünüşte

IMF programlarını yürüten yeni sömürgelerin 1973’te 150 milyar dolar olan borcu, 1980’lerde 800 milyar dolara 1996da ise 1.770 milyar dolara yükseldi. Bu hızlı borçlanma emperyalizme bağımlılığın daha da artması demektir.

Borç vadesi geldiğinde ödeme yapamayan ülkelere bir kolaylık daha gösterilir. Borç vadesi belli tavizler-yatırım kolaylıkları karşılığında ertelenir. Ertelenen borç biriken faiziyle birlikte bir dahaki vadede yeni sömürge ülkelerin gırtlağına yapışma gerekçesi olur. Ve bağımlılaşma-kısır döngü sürekli artarak devam eder. Stand-by denen bu borçlara karşılık IMF kamu giderlerinin kısılması, ücretlerin düşürülmesi, uluslararası tekellere kolaylıklar sağlanmasını istiyordu.

IMF,

Erteleme ve faiz borçları, halkın boğazından çıkarılan lokmalarla telafi edilmektedir, yani yemek yerine ihracat politikası uygulanmaktadır. Kemer sıkma politikası genellikle sosyal huzursuzluklara neden olmaktadır.

Yarın: İMF ve Dünya Bankası kararları

Günün Sözü:

Her şeyi ben yaparım diye düşünen yanılgı içindedir.
borç batağına saplanan ülkelere kemer sıkmayı önerdi. Eğer bir ülke ödeme zorluğuyla karşılaşırsa alacaklı ülke ve bankalar bir olarak bir üst kuruluş, IMF’yi (uluslararası para fonu) devreye sokmaktaydılar. IMF tarafından ileriye sürülen ‘tedavi metotları genellikle fakir halkın alım gücünü öldürmektedir.
dış borçlarını ödeyemeyen ülkelere yeni borçlar vererek borçların ödenmesini sağlıyordu. Ancak borçla borcun ödenmesi ülkelerin daha fazla ve sürekli olarak borçlanması ve yeni borçlar almak için de tüm yaptırımları kabul etmek zorunda kalması sonucunu doğurmaktadır.
hükümetlerin ekonomi programlarını, bütçelerini alıyor, gözden geçiriyor, düzeltmesini istediği bölümleri düzelttiriyor ondan sonra kredi vermeye razı oluyordu. Bu yöntem geliştirilerek yeni sömürge yönetimlerinin IMF’ye kendi programlarını anlattıkları bir yerde taahhüt niteliği taşıyan Niyet Mektubu yazmaları adet haline geldi.
kuruluşundan bir süre sonra 1950 yılında Uluslararası Kalkınma Bankası (IDA) kurulur. IDA’nın kuruluş amacı yeni sömürgelere borç verecek kurumların sayısını arttırmaktır. 1950 sonlarında IMF ve Dünya Bankasının kredileri çeşitlenirken IDA’da düşük faizli borç veren bir kuruluş olarak şekillendirilir. IMF ve Dünya Bankasının kredileri ise proje yardımları, program yardımları şekline dönüştürülür.

 
Prof Dr.Nurullah AYDIN :IMF- Dünya Bankası nedir! (I)
Perşembe, 08 Ekim 2009 14:50

İstanbul’da yapılan toplantı; protestolarıyla, yapılan açıklamalarıyla ülke ve dünya gündemindeydi..

En çarpıcı olanı ise yaşanan ekonomik krizin yeni savaşlara yol açabileceği uyarısıydı..

Peki ama IMF’yi, Dünya Bankası’nı bu kadar önemli yapan nedir?

Bunların kuruluş sürecini, amaçlarını her kesim farklı ortaya koyuyor..

Peki; dünyanın tüm parasal akışını kontrol eden bu devasa mekanizmalar nasıl kuruldu nasıl işliyor ve ne yapıyor?

Her ülkede olabilen ekonomik sarsıntılar diğer ülkelere dolaylı etkiler yapardı. Sanayinin gelişimi, ülkeler arası ticaretin yoğunlaşması Birinci Dünya Savaşı sonrası ABD ekonomisinin, dünya ekonomisindeki yerinin gittikçe artması sonuncu doğurmuştu..

1929 yılına gelindiğinde ABD ekonomisi kapsamlı bir krizle karşı karşıya kalır. Kriz dalgalar halinde dünyayı sarmalar. ABD’nin yaşadığı ağır ekonomik bunalım emperyalistleri tedbir almaya yöneltir.

Yaşanan kriz, emperyalizmin yapısal krizidir. Ticaret daralır, üretilen mallar satılamaz. Halk kitlelerinin yoksulluğu boyutlanır. Kapitalist ülkeler paralarının değerini düşürerek pazar kavgasından geçici avantajlar sağlamaya çalışırlar. Devalüasyonlar uluslararası ticarette yeni dalgalanmalara yol açar. Kriz daha da boyutlanır.

İkinci Dünya Savaşı başlar. Pazar kavgası en üst boyuta tırmanır. Savaş ve savaşın yarattığı yıkım, emperyalizmin bunalımını hafifletir. Ancak etkisi sürer.

Dünya ticaretini denetim altına almak, dalgalanmaları engellemek, emperyalistlere bunalımdan kurtuluş yolu olarak gözükür. Tek bir para sistemi yaratmak emperyalistlerin ürettiği ortak formüldür. Ancak bu formülü uygulayacak tek güç savaş sonrası emperyalist kampın liderliğini ele geçiren ABD’dir. ABD kendi üstünlüğünü diğer devletlere kabul ettirmek amacıyla çeşitli konferanslar toplar.

İlk girişimler

ABD

Bu demagojilerle savaş sonrası nasıl bir düzen kurulacağını görüşmek üzere 1 - 22 Temmuz 1944 tarihleri arasında ABD’nin Bretton Woods kentinde düzenlenen konferansa 45 ülkenin katılması sağlanır.

Konferansta ABD’nin istekleri doğrultusunda darboğazlara müdahale edecek bir para fonu ve Dünya Bankasının kurulması kararlaştırılır.

Dünya Bankasına üye olmanın ilk koşulu olarak ta IMF’ye katılmak zorunlu kılınır. Bu savaş sonrası maddi kaynak arayan ülkeleri, Dünya Bankasından alacakları yardım karşılığı IMF’ye dahil etmek için düşünülür.

Savaş;

Bretton Woods konferansının önemli bir kararı da tüm uluslararası ticarette doların temel para birimi olarak kabul edilmesiydi. Bu kararla ABD kapitalist kamp içinde üstünlüğünü belirlemiş olur.

Yarın Yeni para sisteminin işleyişi

Günün Sözü:

hayattaki en değerli şeyler; ne elle inşa edilebilir nede paraya satın alınabilir.
Avrupa’ya yıkım getirirken, sömürge ülke ekonomileri de çökme noktasına gelir. Konferansta IMF’nin kuruluşuna karşı çıkan tek devlet SSCB olur. Konferansta 44 ülkenin onayıyla kuruluşuna karar verilen IMF ve Dünya Bankasının faaliyete geçmesi savaş sonrasına bırakılır.
bu avantajlı konumunu kullanır. Savaşın yıkımlarının ortadan kaldırılması, refahın yükseltilmesi Avrupa’nın yeniden imarını Dünya Bankası ve IMF’nin kuruluşuna gerekçe gösterir.
sonuçsuz olsa da, savaşta yıkıma uğramış emperyalist kapitalist ülkeler ABD’ye bağımlı durumdadırlar.

 
Abidin GÜNEYLİ:MALİYE BAKANI OLSAM
Perşembe, 01 Ekim 2009 10:44

 

 

Sayın okuyucular bu günde sizlere emekli edebiyat öğretmeni-Mersin’in Torosları aşan tek Kültür Sanat Dergisi Maki’nin yayın kurulu üyesi Nafiz NAYIR hocamdan bir taşlama getirdim.

Devamını oku...
 
<< Başlat < Önceki 31 32 33 34 35 36 37 Sonraki > Son >>

Sayfa 37 > 37