Almanya’ da Thilo Sarrazin’in yazıp piyasaya sürülen, gerçekler, yarı gerçekler, yalanlar ve iftiralarla harmanlanmış kitabı tartışılıyor ve epeyce de tartışılacak. Kitaptaki iddilar ve rakamlar yeni değil. Zat-ı âlileri, 7 yıl görev yaptığı Berlin Maliye Senatörlüğü görevinde de, aynı incileri belirli aralıklarla piyasaya sürmüştü.
Almanya´da Türk ve Müslüman göçmenlere yönelik dışlayıcı iddiaları ile tepkileri üzerine çeken Merkez Bankası yönetim kurulu üyesi Thilo Sarrazin´in, giderek büyüyen tepkilere ramen bu görevinden istifa etmemesi üzerine bankanın yönetim kurulu görevden uzaklaştırmak amacıyla işlemlere başladı.
Alman Merkez Bankası yönetim kurulu üyesi SPD’li Thilo Sarrazin’in Almanya’nın batmakta olduğunu iddia eden kitabı ülkenin tek noktaya odaklanmasına yol açtı. T. Sarrazin, yabancı karşıtı, İslam düşmanı ve sosyal alt gruplara karşı ırkçılık kokan ayrımcı ve kışkırtıcı görüşleriyle biliniyor.
Henüz kitap yayınlanmadan bilhassa bulvar gazetelerinde popülizmle süslenerek afişe edilen tezler, kitaba ve yazarına ilginin yükselmesini sağladı. Kitabın büyük medya kampanyası şeklindeki takdimi ile birlikte tepkiler ve övgüler yağmaya başladı, toplum neredeyse iki kutba bölündü.
Sarrazin’in görüşlerini tahmin edileceği gibi, Almanya’daki tüm yabancı düşmanı ve İslam karşıtı kesimler gönülden desteklediler. Yıllardır yarı açık yarı kapalı dile getirdikleri fikirlerin popüler bir isim tarafından deklare edilmesinden doğan zafer kazanma havasına girdiler. Almanya’daki malum çevrelere Avrupa’lı rasist kesimler de eklendi, ırkçı odakların ‘Müezzin değil Sarrazin’ şeklinde yeni bir sloganı doğdu.
Aslında tüm bunlar, eşyanın tabiatına uygun gelişmeler. Ancak, gelişmeleri ürkütücü kılan çelişkiler var. Bunların başında; Türkleri ve Arapları ırkçı gerekçelerle aşağılayan, sosyal yardım alanlara hakaret eden, Müslümanları öcü gösteren Sarrazin’in Merkez Bankası yönetim kurulu üyeliği geliyor.(*) Yıllardır benzer görüşleri savunan bu kişiye karşı bankanın her hangi bir yaptırım uygulama niyeti veya gücünün bulunmaması vahim bir durum. Diğer bir konu, adı geçen kişinin Alman Sosyal Demokrat Partisi (SPD) üyeliği. Partide karşı sesler dillendirilmesine rağmen, partinin temel prensipleriyle taban tabana zıt görüşlerin bayraktarlığını yapan Sarrazin’in parti üyeliği devam etmekte.
Tabii ki, her iki kurumla ilişkisinin ne şekilde devam edeceği o kurumların bir iç meselesidir ve onların teamüllerine göre şekillenecektir. Bizi ilgilendiren yönü, her iki pozisyonun kamuyu ilgilendiren yanıdır. Almanya’da sayıları 100 bine yaklaşan Türk ve diğer İslam ülkelerinden gelen yabancı kökenli iş adamı/kadını, kendilerini ‘sebze meyve satma dışında kabiliyeti bulunmayan’ bir kitle olarak gören bir kişinin yöneticilik yaptığı bir finans sistemi içerisinde nasıl emniyette hissedecek, nasıl yatırım yapacak, hangi duygularla üretime katkı sağlamaya gayret edecektir? Her ülkenin yatırımcıya, iş sahası açacak teşebbüslere ihtiyacının had safhada olduğu günümüzde, Sarrazin tipinde birisinin Merkez Bankası’ndaki görevi bu açıdan mahsurludur.
Zaman zaman kendisini yabancıların hamisi şeklinde takdim eden SPD’deki üyeliği ise, ne demokrasi ile, ne fikir hürriyeti ile izah edilebilir. Fikir hürriyeti esastır, ancak her fikrin ait olduğu platform değişiktir. Bir çok çevrenin dile getirdiği gibi, Sarrazin bu fikirleri ile SPD’den ziyade NPD’ye aittir. Sarrazin’in SPD’deki varlığı, yabancıların bu partiye bakışını ciddi şekilde etkileyecektir. Kaldı ki, Sarrazin’in görüşleri, çoğu kez yabancı karşıtı düşünce ve politikaları nedeniyle tenkit ettiğimiz Hıristiyan Demokrat Partili (CDU) çevreleri ve Başbakan Angela Merkel’i bile rahatsız etmiştir.
Antisemitizmin kanunlarla yasaklandığı Almanya’da, Yahudiliği gen’e indirgemek suretiyle tarife çalışması, Sarrazin’in fikirlerindeki ırkçı arka planı göstermeye kafidir. Son çıkış sadece düşünce dünyası hakkında kamuoyunun fikirlerinin pekişmesine yardımcı olmuştur. İttifaklarına ve hatta başlı başına kitabın takdim toplantısını Necla Kelek ile gerçekleştirmesine bakınca her şeyi eksiksiz anlamak mümkün.
Yabancılar ve bilhassa Türkler ve Müslümanlar açısından bakıldığında ise esas korkutucu olanı, dile getirilen görüşlerin Alman orta sınıflarının ve etkili çevrelerin görüşleriyle örtüşmüşlüğüdür. Sarrazin adeta Almanya’daki geniş halk yığınlarının sözcüsü, temsilcisi edasındadır. Gördüğü ilgi ve aldığı alkışlar, kendine güvenini ve yazıp söylediklerinin doğruluğuna inancını arttırmaktadır. Bu noktada, üzerinde durulması gereken hususların başında, son yıllarda Alman toplumunda yaşanan olumsuz yöndeki hızlı değişim gelmektedir.
Almanya’da, çağdaş bir ülkede yaşanmaması gereken ölçüde bir radikalleşme ve ırkçı eğilimlere yönelme söz konusudur. Yabancılar, Müslümanlar ve sosyal alt gruplar üzerinden yürütülen tartışmalar sadece ve sadece bu akımların değirmenine su taşımaktadır. Bunlara karşı yapılması gerekenler, gerçekleri tüm acımasızlığı ile idrak etmek, dile getirmek ve mücadele yolları üzerinde kafa yormaktır. Alman dostlarımızın ilk bilmesi gereken, son günlerde çeşitli kesimlerce dile getirildiği gibi ‘Sarrazin’in Türklerin değil Almanların bir problemi’ olduğudur. Bu türden fikirlerin geçmişteki gibi Almanya’yı tehdit eden fikirler olduğu, her platformda büyük bir cesaret ve soğukkanlılıkla ortaya konmalıdır.
Alman dostlarımız bilmelidir ki, ne yabancılar, ne sosyal alt gruplar Almanya’yı batırmaz, batıramaz. Ancak T. Sarrazin ve onun gibilerin fikirleri Alman halkının hakim kanaati haline gelirse, Almanya’yı (tekrar) batmaktan kimse kurtaramaz.
(*) Bu yazı Sarrazin'in görevden alınma kararından önce yazılmıştır.
Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf Pakistanın yaralarını sarılmasında yardımcı olalım.
Perşembe, 02 Eylül 2010 14:18
BERLİN –TC. Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf Berlin Müsıadın onur konuğu idi.