ile

 

İletişim:  mail@aktueldergi.de

 

Diasporadaki STK’lar ne yapar?
Pazartesi, 23 Mayıs 2016 11:11

 Ali YAGIZ;

Yarım asırlık bir zamanı geride bıraktığımız, gelecek kuşaklarımızın vatını olarak gördüğümüz Batı Avrupa’da var oluşumuza paralel olarak sorunlarımızın varlığı da su götürmez bir gerçek. Sorun olarak gördüğümüz ve izalesini arzuladığımız engellerin bir kısmı, içinde yaşadığımız ülkelerle alakalı iken, bir kısmı da bizden kanyaklı ve bertaraf edilmesi de yine bizim gayretlerimizle yakından alakalıdır. 

     Türkiye kökenli üç milyon civarındaki varlığımız, mesela Almanya içinde azımsanmayacak bir potansiyeldir. Mevcut yekûnla bir kısım Avrupa ülkelerinden daha fazla nüfusa sahibiz. 
     Ne var ki, problemlerimizin çözümü noktasında mevcut potansiyelimize oranla başarılı olduğumuz da söylenemez. Bu, elbette bir şeyler yapmadığımız, problem üretip yattığımız anlamına gelmez. Gerek fert bazında ve gerekse dernekler, çatı kuruluşları, federasyonlar bazında gayretler var ve bu gayretlerin hepsi de insanımızın değerlerinden kopmadan, daha müreffeh bir hayat standardına kavuşması; kendini dışlanmış, hakir görülmüş, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi görmüş hissinden kurtulması içindir. 
     Ne var ki, mevcut çalışmalar; adeta şefi olmayan ve her enstrümanın en iyi ya da en baskın sesi çıkarma yarışında olduğu bir orkestra görünümündedir. Ahengi olmayan sesler nasıl ki, müzikten ziyade gürültü olarak tarif edilmeye muhtaçsa, ahengi yakalamak için de aynı tonda ses çıkarmak her enstrümanın birincil görevidir. Hülâsa; Bremen Mızıkacıları görünümünden kurtulmak gerekmektedir. 
     Örneklendirmek gerekirse; 2012 yılında Almanya’da ‘Sünnet Yasağı’ konusunda 5 milyonluk Müslüman nüfus kale alınmazken, Almanya Yahudi Cemaatinin bir beyanatı Alman parlamentosunda yankı bulmuş, konuyla ilgili olarak gerekli kanuni düzenleme parlamento tarafından yapılmış ve Müslümanlar bu konuda adeta tur atlamışlardı. 
     Konunun nitelik ve nicelikle alakalı olduğu gayet açıktır. Zira bölünmüş olmamız, muhataplarımızın menfaatinedir. Hâlbuki bir olabilsek, en azından ortak paydalarda tek bir ses verebilsek muhataplarımıza, aşamayacağımız engelin kalacağını zannetmiyorum.
     Her insanın farklı doğruları ve yanlışları yani farklı görüşleri olduğu gibi, aynı görüşten insanların oluşturdukları farklı sivil toplum kuruluşlarının olması da gayet doğaldır ve olmalıdır da. Bu durum eşyanın tabiatına da aykırı değildir. Ancak, her cemiyet kendi alanında hizmetlerini yürütürken, ortak paydalarda da bir araya gelerek ortak çareler üretmek zor olmasa gerek.
     Almanya genelinden ömür tükettiğimiz Duisburg şehrine baktığımızda da durum maalesef farklı değil. 84 bin Türkiye kökenli insanımızın yaşadığı bu şehirde de ortak paydalarda buluşmada maalesef sıkıntılar yaşıyoruz. Seçme seçilme hakkı, dışlanma, Türkçe’nin okullardan kaldırılması gibi hepimizi ilgilendiren ortak konularda dahi bir araya gelemememiz, yine hepimizin hanesine eksi olarak yazılmakta ve sonuçlarına da beraberce katlanmamızı mecburi kılmaktadır.
     Peki, çare nedir? Ne yapmalıyız ki, mevcut badirelerden kurtulabilelim?
     Çare; bir araya gelmek, konuşmaktan geçiyor. Uzak durmak ve birilerini şikâyet etmek yerine birlik beraberlik içinde, samimi olarak taşın altına elimizi koymamız gerekmektedir. Ya da yarım asırlık yola sarılmak ve problemler arasında sıkışıp kalmak, varlık içinde yokluk çekmek, sefilleri oynamak. Başka da alternatif de yok zaten..
Ali Yağız