Dünyamızı saran terör belasının kökeni 'Darwinizm' ve 'materyalizm'de gizlidir.
Perşembe, 10 Mart 2016 11:29

  Emel ASLAN

Darwinizm yanılgısına göre, doğada acımasız bir yaşam mücadelesi, daimi bir çatışma vardır. Güçlüler her zaman güçsüzleri alt etmekte ve gelişme de bu sayede mümkün olmaktadır.

 

 

Bu ideolojinin kurucusu Darwin, gerçek dışı bu 'yaşam mücadelesi' sloganını, 'kayırılmış ırklar' (Avrupalı beyazlar) ve 'aşağı ırklar' (Asyalı ya da Afrikalı ırklar) ifadeleriyle ırkçı bir mantık üzerine oturtmuş, dünya üzerindeki çatışmaların, savaşların temelini oluşturmuştur. Darwin'in ortaya attığı 'en güçlülerin hayatta kalması' düşüncesi, insanlığı kine, düşmanlığa, çatışmaya, savaşa sevk eden pek çok fikir akımına meşru zemin hazırlamıştır.




Darwinizm, insanlara sadece gelişmiş bir tür hayvan oldukları yalanını değil, aynı zamanda başıboş tesadüflerin bir eseri olduklarını, yani bir Yaratıcımız'ın olmadığı yalanını da telkin eder. Bu teoriye göre, yeryüzünde sadece cansız taşın, toprağın, gazların vs. bulunduğu bir dönemde, rüzgarın, yağmurun, yıldırımların etkisiyle tesadüfen canlı bir varlık oluşmuştur. Oysa evrim teorisinin bu iddiası, biyolojinin en temel kanunlarına dahi aykırı olan, akıl ve mantıkla çelişen büyük bir aldatmacadır.




Bu telkinleri okullarındaki ders kitaplarından, seyrettikleri filmlerden, okudukları kitaplardan alan insanlar kendilerini sorumsuz zannederler. Başarılı olmak için her türlü kötülüğü meşru gören, hayatı acımasız bir savaş meydanı olarak gören Darwinist mantıklarla eğitilen insanların, birbirlerine hayvan muamelesi yapmayı, hatta birbirlerini yok etmeyi son derece olağan karşılayan zalimane fikirlerle beyinleri yıkanmıştır.




Yeryüzündeki insanların büyük bölümünün inandığı üç İlahi din de (Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam) çatışmacılığa karşıdır. Her üç İlahi din de, yeryüzünde barış ve huzur sağlanmasını amaçlamakta, masum insanların öldürülmesine, zulüm ve işkence görmesine karşı çıkmaktadır. Çatışmayı ve şiddeti, Allah'ın insanlar için belirlemiş olduğu ahlaka aykırı olan, anormal ve istenmeyen kavramlar olarak kabul etmektedir. Oysa Darwinizm, çatışmayı ve şiddeti, mutlaka var olması gereken, doğal, doğru ve meşru kavramlar olarak görmekte ve göstermektedir. Dolayısıyla dünyamızı saran terör belasının kökeni, dinsizlikte, dinsizliğin çağımızdaki karşılığı olan 'Darwinizm' ve 'materyalizm'de gizlidir.




Darwinizm'in okullarda adeta bilimsel bir gerçekmiş gibi okutulması, çocukların ve gençlerin Darwinist felsefe ile eğitilmesi, yeni terör odaklarının yetişmesi anlamına gelmektedir. Çatışmanın ve mücadelenin, hayatın bir parçası olduğu telkinini alan gençler adım adım, şiddetten zevk alan, vahşeti olağan karşılayan bireylere dönüşmektedir.






Günümüzde dünyanın hemen her ülkesinde, Darwinizm'in tüm okullarda bilimsel bir gerçekmiş gibi okutulduğu düşünülürse, yeni terörist gençlerin yetişmesi de kaçınılmaz olacaktır. Bu bakımdan, rastlantılar sonucunda oluşmuş, ataları hayvanlar olan, Allah'a karşı sorumlu olmayan, başıboş varlıklar oldukları ve ancak savaş ve çatışma ile üstün gelerek hayatta kalabilecekleri öğretilen gençlerin, bu telkinlerden uzak tutulmaları son derece aciliyetlidir. Çünkü böylesi çarpık fikirlerle yetişen gençlerin kavgacı, acımasız, bencil, şiddet eğilimli olmaları kaçınılmazdır. Bu gençler, anarşi yanlısı ve terörist ideolojilerin telkinlerine de kolaylıkla kapılabilmekte, daha sonra gözünü kırpmadan küçük çocukları katlebilecek, kendi kardeşini öldürebilecek, her türlü vicdana ve akla aykırı eylemi yapabilecek kadar zalimleşebilmektedirler. Nitekim son bir yüzyıldır dünyayı kasıp kavuran ırkçı ve faşist terör grupları, bu eğitim sisteminin ürünleridir.




O halde öncelikle yapılması gereken şey, teröristin mantık örgüsünün çürüklüğünün tüm delillerle ortaya konmasıdır. Darwinizm'i savunanların ve buna inananların hepsinin yanıldıkları en etkin şekilde insanlara anlatılmalıdır.


Gençlerin büyük bölümü Darwinist düşünceyle, Marksist, Leninist, Stalinist düşünceyle mücadele edecek bilgiye sahip değiller. Türkiye’de Darwinist eğitimin durdurulması PKK’ya büyük darbe olur. Okullarda ‘milli şuur’ dersi verilirse Marksist, Leninist düşüncenin yanlışlığı anlatilarak gençler bu konuda donanimli hale getirilebilir.




İnsana bir hayvan olduğunu, sadece fiziksel olarak güçlü olan insanların yaşamlarını devam ettirebileceklerini, insan hayatının bir mücadele arenası olduğunu öğreten bu Darwinist ideolojinin ortadan kalkması, terörizmin de temel dayanaklarından birini yitirmesi anlamına gelmektedir. Bununla birlikte insanları terör belasından uzak tutmanın en önemli yolu kişilerin manevi eğitimleridir. Toplumların kalıcı barışa kavuşabilmeleri ancak bireylerin güzel ahlakı öğrenmeleri ve bu ahlakı yaşamaya başlamaları ile mümkün olur. Bunun dışında alınacak tedbirler, toplum yaşamını düzenlemek için konulan kurallar ve tedbirler bir yere kadar etki sağlayacak, terör belasını tam anlamıyla ortadan kaldırmayacaktır.




(Onlar için) Dünyada geçici bir meta (vardır). Sonra dönüşleri Bizedir; sonra da inkara sapışları dolayısıyla onlara şiddetli azabı taddıracağız. (Yunus Suresi, 70)




İnsanların kendi rızalarıyla kötülükten sakınmayı öğrendikleri bir toplumda, terör örgütlerinin yaşam sahası bulmaları mümkün değildir. Çünkü din ahlakının hakim olduğu bir toplumda, şiddet yanlısı pek çok örgütün ortaya çıkmasına neden olan sorunlar da doğal olarak ortadan kalkmış olur.






Toplumun geneli dürüstlük, fedakarlık, sevgi, şefkat, adalet gibi yüksek erdemlere sahipse bu toplumda fakirlik, gelir eşitsizliği, adaletsizlik, haksızlık, mazlumun ezilmesi, özgürlüklerin kısıtlanması gibi olumsuzluklarla karşılaşılmaz. Tam tersine ihtiyaç içinde olanların ihtiyaçlarının giderildiği, zengin olanın fakir olanı kolladığı, güçlü olanın zayıf olanı koruduğu, sağlık, eğitim, ulaşım gibi sosyal imkanlarda herkesin en iyisini kullanabildiği, farklı etnik kökenler, dinler ve kültürler arasında anlayışın hakim olduğu bir toplum düzeni olur. İşte bu nedenledir ki, güzel ahlak, pek çok toplumsal sorunun çözümünün anahtarıdır. Bu ahlakın kaynağı da, Allah'ın insanlara bir rehber olarak gönderdiği Kuran’dır.