Varlığımızı Muhafaza Eden Değerler
Perşembe, 29 Ekim 2015 16:39

 “Şehire göçünce geçmişine sırt çevirip, kalabalıklar içinde anonimleşmek ne kadar yanlışsa, şehirde köylülüğü yaşatmaya kalkışmak da o kadar yanlıştır. Doğrusu; mensubu olduğu kök kültürü üzerine inşa edeceği şehirlilik kimliğine sahip olmaktır. Avrupa Türklerinin de bundan sonraki varlığı; Avrupa’da Anadolululuğu yaşayanlarla değil, Anadoluluğu inkâr edenlerle hiç değil, fakat Anadoluluk kökleri üzerine inşa edilen bir Avrupalı Türk Kimliğini inşa edebilenlerle devam edecektir.” (Mahmut Aşkar)

 

Bir güzel Atasözümüz var “Taş yerinde ağırdır”. Temel değerlerimiz her zaman kıymetlidir. Bu değerlere her zaman sahip çıkmak ana görevimizdir. Şartlara ve mekâna göre farklılıklar olacaktır. Bu asla temel değerlerden uzaklaşma gibi anlaşılmamalı. Mesela köydeki ve şehirdeki yemek yiyişimiz, çatal, kaşık, bıçak tutuşumuz, sofraya oturuşumuz, giyim ve hareket tarzımız farklı olabilir. Hayatın içinde her zaman değişim ve gelişim vardır. Lakin bu gönlümüzde taşıdığımız değerleri asla zedelememelidir. Değişmemesi gerekenler temel değerlerimizdir. Esas olan “Kevser”dir (öz), “kâse” (kap) değil. Mahmut Aşkar’ın anlatmak istediği de budur.

Gurbette yaşamanın her zaman zorlukları vardır. 50 Yıl dır Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkler için buraların artık gurbet olmadığı, ikinci bir vatan fikri ağırlık kazansa da, bu tek taraflı bir arzuyla olacak şey değildir. İçinde bulunduğumuz ülkelerin hâkim unsurları da bu yeni vatandaşlara sıcak bakmalı ve eşit vatandaş muamelesi fırsatı vermelidir.

Gurbetçi Türk toplumu Batı Avrupa’nın artık bir gerçeğidir. Bu gerçeği kabul edemeyen resmi ve gayrı resmi çevreler oldukça etkilidir. Zaman içinde bunlar büyük çapta aşılacaktır. Batı toplumları, değerlerine bağlı olan Türkleri kabul etmeği bırakın, asimile olmuş Türkleri de çok kolay kabul ettiği söylenemez. Türkün tamamına şüphe ve endişeyle baktığını her fırsatta gösteriyor. Her fırsatta Müslüman’ı potansiyel bir tehlike olarak görme hastalığı artarak devam ediyor. Evet, bunlar belki zaman içinde aşılacaktır, lakin biz ne kadar milli kimliğimize bağlı “Biz” olarak kalacağız. Kültür ve inanç dünyamızı gelecek nesillere ne kadar taşıyacağız? İşte bunun üzerinde durmamız gerekiyor.

“ Avrupa Türklerinin vücuda getirdikleri, siyasetin, etnisitenin ve inancın her türlüsünden kuruluşlar, şahsiyetimizin, kültürel kimliğimizin muhafazasında, tutunacağımız dallar, sığınacağımız kalelerdir. Bu kuruluşlarımızın, Avrupa Türklerinin kimlik oluşumunu tesadüflere bırakmamalarını temenni ediyorum.” (Mahmut Aşkar)

Cemiyet hayatımız, İnsanımızın “Kişilik ve Kimlik”lerinin korunmasında (eksiklerine rağmen) çok faydalı hizmetler vermiştir. Camiler iman ve kimliğin korunmasında kalkan görevi yapmışlardır. Bu değerlerin korunmasında Türkiye ile olan bağımız, toplu yaşayışımız, komşuluk münasebetlerimizi vs. sayabiliriz. Merhum Mehmet Akif bu İmanla “Cemaatten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah’tan”. Dediğini biliyoruz. Akif, Kur’an dan ve Resulüllah (s.a.s.) in sünnetin den yola çıkarak, cemiyetin ve cemaatin toplum için getirdiği faydaları gördü ve bu mısraları yazdı.

Batı toplumları biz Müslümanları kültürel zenginliğimizle birlikte kabullenmek niyetinde değiller. Batı toplumları eksilen nüfusunu, bizim genç neslimizi asimile ederek faydalanmak istiyor. Müslümanları kazanmak isteyenler, inançlarıyla, kültürel değerleriyle kabullenmeli. İslam aleyhtarı propagandalara fırsat vermemeli ve eşit haklar tanımalı, eşit iş imkânı fırsatı verilmelidir.

İnsanın yaratılış sebebi Allah’a hakkıyla bir kul olmaktır. Bu Ayet’in varlığı başka söze ihtiyaç bırakmıyor; “Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât, 56)

Yaratan, yarattığı kulunun vazifesini bu ayette görüldüğü gibi net bir şekilde belirlemiş. Kula düşen vazife emredileni harfiyen yerine getirmektir. Bir ferdin veya Milletin varlığını muhafaza etmenin yolu bu ayeti kerimeyi hakkıyla anlamak ve hayatına hâkim kılmakla mümkün olur. İbadetten uzak bir hayatın, Allah’tan uzaklaşmak olduğunu anlamalıyız.

“Sizi boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

“İnsan başıboş (sorumsuz) bırakılacağını mı zannediyor?” (Kıyâme, 36) Bir insan ister inansın, ister inanmasın hayatın gerçeklerini görecek ve hiçbir şeyin tesadüfü olmadığını, başıboş, sorumsuzca yaşayamayacağını anlayacaktır. İnsan kendini keşfettiği zaman hakikati yakalayacak ve gerçeği görecektir. İnanan bir Mümin sorumsuz olamayacağını, Yaratana tabi olduğunu, O’nun emirleri doğrultusunda davasını korumakla, sorumlu olduğu değerleri, ilkeleri yaşatmak mecburiyetindedir.

Farklı bir kültürün içinde yaşıyoruz. Batı Avrupa Hıristiyan kültürü demokrat bir hayatı benimsemiş olmasına rağmen İslâm-Türk kültürüne hoşgörüyle baktığı söylenemez. Ayakta kalmamızın sırrı Arif Nihat Asya’nın dediği gibi: “Yoksa şu mermer de Yavuz/ Yoksa şu toprak ta Oğuz/ Bizde yoğuz, bizde yoğuz”. Dinimiz ve dilimiz varlık sebebimizdir. Ana Vatan’dan uzak kalışımız yok olmak değildir. Asıl yok oluşumuz dinimizi, dilimizi ve bunların oluşturduğu değerleri kaybedişimizle olacaktır.

Varlığımızı muhafaza etmenin yolu Din ve Dildir. Gençler Dine ve Dile sarılın.