ACABA BU SEFER KİMLER TEMSİLCİ?
Salı, 30 Haziran 2015 23:13

 Lütfü Şehsuvaroğlu

Nihayet Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan devletin görüşünü açıkça dile getirdi ama biraz geç oldu.

 

Türkiye Suriye’nin kuzeyinde herhangi bir devletin oluşumuna izin vermeyecektir.

Türkiye’nin gerçekten başı belâda…

Dış politika, demek ki, iç politikada olduğu gibi tereyağından kıl çeker gibi halkı kandırmaktan ibaret bir seyir izlemiyor.

Daha çetrefilli. Daha başka müdahalelerin bulunduğu bir çerçeve arz ediyor.

Suriye politikamız balkon konuşmalarıyla geçiştirilebilecek bir boyutu çoktan aştı.

Türkiye BOP eşbaşkanlığına soyunduğunu sandığından bu yana ABD paralelinde kendince güzel hayaller kuruyordu.

Zaman zaman Osmanlı olduğumuz ve bunu yeniden inşa edebilme kudretinde olduğumuz bile vehmedildi.

Arap baharı yaşanıyordu. Ümmet silkiniyordu. İslam âleminde diktatörler bir bir temizleniyordu. Demokrasi rüzgârı esiyor, özgürleşme vuku buluyordu.

İslam âleminde müthiş bir diriliş yaşanıyordu.

Meğerse yaşanan tam bir çözülme imiş.

Eski Diyanet reisi Muhterem Bardakoğlu hocanın da söylediği gibi örnek bir Müslüman tipolojimiz yok maalesef…

Elli küsur İslam ülkesiyiz, insanlığın önüne düzgün, güven veren bir Müslüman profili koyamadık.

Günümüzde cemaatler hizmet yarışını bıraktı çıkar, güç devşirme ve sektör olma sürecine girdi.

Güç ve kabiliyetimize bakmadan, haddimizi bilmeden, bir metodoloji, bir sistem de ortaya koyamadan hırsımız bize inanç gibi göründü ve boyumuzdan büyük işlere kalkıştık.

ABD ile birlikte bütün İslam âlemine demokrasi getirmeye kalktık.

O kadar ki sözde müttefikimiz ile birlikte çıktığımız yolda adamların bizi yarı yolda bıraktığını bile anlama idrakinde olamadık.

Esad’ın gideceğini en resmi ağızdan defalarca açıkladık. Hatta süre verdik.

Bizim akan kanda hiçbir vebalimizin olmadığını söylemek bence Allah’ın gücüne gider.

Bütün bu akan kanlarda vebalimiz, sorumluluğumuz gün gibi ortada…

Dostoyevski diyor ki:

Dünyanın neresinde bir çocuk ağlıyorsa ondan mesulüm ben.

Nurettin Topçu’nun mesuliyet anlayışından hiç mi bir şey öğrenemedik?

Bütün bu İslam âlemindeki zilletten biz sorumluyuz.

Tacında hevesimiz varsa içine düştüğü zilletten de kendimizi sorumlu hissetmeliyiz.

Aksi takdirde Sayın Bardakoğlu’nun bir türlü ortaya çıkmayan Müslüman profiline gelir bir takım kafası fesliler, Osmanlı şarlatanları oturur.

Suriye politikamız çöktü.

Gün gibi ortada…

Üç milyon beş milyon mülteci taşıyamaz hiçbir ülke…

Türkiye bir göçmen kampı yapılmak isteniyor. İdarecilerin haberi bile yok.

Elli defa haykırdım. Bu göç politikası yanlış diye.

İlla adımız Henri yahut David mi olmalı…

Esad’ı götürmek istiyorsan bana söyleseydin bir haftada hallederdim.

Şimdi dizini kıra kıra Esad ile masaya oturacaksın.

Başka çare yok…

Sınır yol geçen hanı…

Kah IŞİD’in kah öteki terör örgütünün eline geçen sınır ötesi şehirlerin davası bütün milletimiz tarafından kahırla izleniyor.

Bu kadar eli kolu bağlı bir ülke olur mu?

Belli ki güya stratejik müttefikimiz bizimle oynuyor. Yine iki kukla bulmuş bir onu bir bunu muzaffer kılıyor. Ardından da bölgedeki inisiyatifi arttıkça artıyor.

Artık ikinci bir İsrail’in kurulmasına ramak kaldı.

Bakmayın siz bununla ilgili yok canım öyle bir şey lakırdılarına…

Daha önce de Irak’ın toprak bütünlüğünü savunamadığımız için kuzey Irak de-facto oluşumunu tanımamızı salık veren sahte müttefik global statüko İsrail’in güvenliğini temin edecek bir kama devlet politikası uyguluyor. Irak’ın kuzeyi sözde Kürt devleti ile Suriye’nin kuzeyi sözde Kürt devleti birleşip bu kama devleti teşkil edecekler. Böylece Türkiye hem Türk dünyasından hem de İslam dünyasından koparılacak.

Yahut sürekli niza çıkaran bir ülke komşusu üç ülkenin de içindeki faktörlerle global statükonun bölgedeki rolünde dayanak ve müdahale bahanesi olacak.

Şimdiden Türkiye televizyonlarında sözde yorumcular başladılar saçma sapan konuşmaya…

Neymiş efendim PYD’nin kuracağı devlete bizim yardımcı olmamız daha doğru olurmuş.

Adamlar Fransa’ya gidiyorlar, niye gidiyorlar?. ABD onlara yardım yapıyor, niye yapıyor? Bizim yapmamız lazım diyorlar. Biz yaparsak bizim olurlarmış…

Çocuk kandırıyor ufacık beyniyle…

Gerçekten de global statükonun Irak’ta olduğu gibi Türkiye’nin önüne iki seçenek koyuyor. Daha doğrusu birini tercih edecek sebepler meydana çıkarıyor.

Hamiliğini yapıp büyüteceğimiz veya en azından muhalefetimizin boşa çıkarılacağı bir süreci inşa ediyor. Kürt devletinin kurulmasında Türkiye’nin zorluk çıkarmamasını temine çalışıyor.

Diğer ihtimal de IŞİD’i desteklediğini açıkça beyan etmek zorunda kalarak terörist ülke muamelesine tabi tutmak ve Türkiye’nin içini de karıştırmak…

Öyle ya IŞİD’e karşı dünya kamuoyunda da Türkiye de yeterince tepki var. Haklı olarak…

Fakat gerek Irak’ta gerekse diğer Arap coğrafyasında sünni Arap kesiminin bölgede siyasette temsil edilmesini temin edemeyen Türkiye böylesi bir garabetin doğmasına seyirci kaldı.

Hiçbir sorumluluğum yok diyemez.

Ben daha Irak’a atanan ABD valisinin Irak’ın asıl kesimi olan ve eskiden iktidarda bulunan sünni Arap nüfusundan hiç ama hiçbir kimseyi yönetime almaması üzerine uyaran bir yazı kaleme almıştım.

Son iki yıldır ABD yönetimi bu meseleyi tartıştı. IŞİD’i doğuran faktörlerden birinin de kendi valileri olduğunu itiraf ettiler.

IŞİD müthiş bir teorik zemin üzerine inşa edildi ya da onu kurgulayanlar öyle bir tablo çizdiler. Şam ve Bağdat devleti. Hilafet merkezlerine gönderme. Yani halifenin devleti ve böyle bir devlete bütün İslam ülkeleri boyun eğmek ululemri dinlemek mecburiyetinde…

Sünni Arap tepkisi bir büyük ülküye kalbedildi. Tıpkı bizim İttihat Terakki dönemi gibi…

Sıkıştırılan ve koskoca emperyal vizyonu elinden alınan imparatorluk toprakları bir bir elden çıkan toplum büyük ülkülere daha büyük vatan anlayışlarına başvurur.

Üç tarz-ı siyasetimiz, Turancılığımız İslam birliği ideallerimiz hep böyledir.

Şimdi de Araplar devletleri ellerinden alınınca ve yeni devlette hiç temsil edilmeyince başka bir yol bulamadılar.

Fakat bu potansiyel bu sefer de batılı istihbarat örgütlerinin ve İsrail entelijansiyasının derin müdahalesine maruz kaldı. IŞİD’e sızıldı ve global statükonun kötü polis rolünü üstlenmesi sağlandı. İyi polis de Kürt taşeronlar olacaktı.

Türkiye ise seyirci olarak tutulacak hatta mümkünse bölgedeki ABD ve İsrail inisiyatifi için istese de istemese de destekçi olacaktı.

Yahut daha kötüsü: Kürt devleti kurulmasına izin vermeyeceğim telaşıyla IŞİD’e yardımcı olacak ve böylece uluslararası camiada terörist damgası yiyecek…

Şimdi içerden bir takım gazeteci ve uzman geçinenler tv ekranlarında arzı endam etmeye başladılar.

Irak’ın kuzeyinde kurulmakta olan devlete hami olmamız gerektiği vaaz edilirken de böyle olmuştu. Orada yatırımcı yapılan kimi gazeteciler başta İlnur Çevik Kürdistan’ın ne saadet olduğunu haykırmaya başlamıştı…

Bugün de Suriye’nin kuzeyi için yeni yapılanmada bir kısım insanlar yeni rant kapısı bulmuşa benziyorlar.

Türkiye aklı nerede?

Türkiye aklı için daha önce bu köşede yayınlanan Türkmen Meselesi başlıklı yazımı ve Ortadoğu Su Barışı ile Kürt Sorununa Türk Tarih Felsefesi Açısından Yaklaşım adındaki kitaplarımı salık veririm.

Kullanamadığı aklı bir devlet adamı bulur da kullanır diye…

Bu Milli mesele o kadar can acıtacak olduğunu gösterdi ki artık bu saatten sonra tevazu kötülük olur.