HUZURUN KAPISI RAMAZAN
Pazar, 28 Haziran 2015 22:20

 Anadolu’nun pek çok yerinde kabul görmüş bir inancı rahmetli Anam da sık sık dillendirirdi: „Oğlum“ derdi, „Ramazan gelince şeytanlar zincire vurulurmuş...“

 

Hidayet Kayaalp

Mübârek zamanlarda  İlâhi lütuflara mahzar olabileceğimize ben de en çok inananlardan birisiyim… Dış şeytanların tuzaklarından Allah’ın bizi nasıl koruduğunu küçük bir dikkatle müşahade etmemiz mümkün. Lâkin içimizdeki şeytanlar konusunda Rabbimiz bize bir garanti vermiyor!..“Siz içinizdekini değiştirmedikce, ben sizi değiştirmem“ diyor, Yüce Kitap’ında!..


Peki, „içimizdeki şeytan“la nasıl baş edebileceğimize dair elimizde  bir formulü var mıdır?

Bu sorunun cevabını araştırmaya koyulmadan önce şeytanın hangi aracı kullanarak içimize nüfus ettiğini hatırlamamız gerekiyor.Yüce Allah’ın „…şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!..“ ihtarına rağmen Hz. Adem’in şeytanın tuzağına düşme anı, belki de, beşeri alana açılan zihinsel zekâsını ilk kez kullanma anıdır!..Bu hadisenin iyi anlaşılması, bize  bir çok sorunun çözüm kapılarını da aralamış olacaktır.


Kur’an-ı Kerim’deki bir çok ayetten, şeytanın Huzur’dan kovulmasının daha Hz.Adem’in yaratılışı sırasında zuhur ettiğini öğreniyoruz. Buradan da anlaşılyor ki, şeytan daha önceden zihinsel zekâyı kullanmış ve bununla hakikatı nasıl manipüle edebileceğini de Adem’in üzerinde test etmeye karar vermiştir.


Eğer bazı insanlar, bildiğimiz „zekâ“ kavramına bir takı ekliyerek „zihinsel zekâ“ tabirine dönüştürmemden, sanki başka zekâ türleri de varmış gibi, bir havaya girdiğimi düşünmüşlerse; evet, doğru düşünmüşlerdir,derim. Zihinsel zekâmızın yanında, duygusal zekâmız ve en önemlisi de bir ruhsal zekâmızın varlığı, bu gün artık bir çok insan tarafından bilinen bir gerçektir! Burada bir iftihar vesilesi olarak söylemeliyim ki, işin ruhsal boyutuyla ilgili en değerli çalışma bizim ülkemizin bir aydını tarafından ortaya konmuştur. Merakım ve vazifem gereği ülkemizde ve dünyada yaynlanan benzeri kitapları okumaya çalışan birisi olarakak söyleyebilirim ki, Muhammed Bozdağ’ın Ruhsal Zekâ’sı hâlâ alanında yazılmış en muteber kaynaktır!


Şeytan, Hz.Adem’in zihinsel zekâsına operasyon çekince, ondaki duygusal zekâ devreye girerek yanlış yaptığını anladı; pişman oldu, gözyaşı döktü…Sonra da ruhsal zekâ devreye girerek Rabbine yöneldi:  

“Rabbimiz, biz nefislerimize zulmettik, eğer acıyıp, merhamet etmezsen kötü akibete düşenlerden oluruz.” dedi. (Araf:27)


Bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için hemen belirtmeliyim ki, bemim yapmak istediğim şey zihnimizin pek de öyle önemli  bir şey olmadığını isbata çalışmak değil; tam tersine, onu yanlış kullanarak şeytanın emrine  nasıl amade hale getirdiğimize dikkat çekmektir!..Bir diğer husus da,

Zihnimizi sürekli çalışır halde tutmanın, doğru bildiğimiz en berbat yanlışlardan biri olduğunu ortaya koymaya çalışmaktır!


Allah’ın yarattığı her şey asli itibariyle bir hikmete dayanır...Diğer yandan bize bahşedilen her nimet de değerlidir, mukaddestir...Ancak imtihan maratonunun ruhunu niyetlerimiz belirler ve bizler bu koşuda niyetimiz istikametinde  yol alrız!..İşte şeytanın salih niyetlere tebelleş olması tam da bu nokta da başlar! Zekasını ve bilgisini kullanarak işini “süslü” göstermeye çalışır! Bunda kızılacak bir şey yok; şeytan, kötü niyetini ta baştan ortaya koymuş ve Rabbimiz de onun bu tavrını bize haber vermiştir: “...and olsun ki, ben de onları saptırmak için Senin doğru yolunun üstüne oturacağım.”   (Araf: 16)


Burada bize düşen şey, çok düşünmeyi değil, doğru düşünmeyi öğrenmektir.

Çok düşünmek ve bununla övünmeye kalkmak, Eckhart Tolle’ye göre, zaten hastalıklı bir tutumdur ve bizi asla “Varlık”a ulaştırmaz!..Descartes’in “Düşünüyorum öyleyse varım” sözüne Tolle, ağır eleştiriler getirir. “İyi halt ettin, insanlığı delirttin!..” anlamına gelecek sözler söyler.


Bu gün “deliliğin”başlangıç sebebi olarak gösterilen “takıntılar” düşünmenin ifrat noktasının bir başka adı olarak ortaya konmuştur...Kimse  kuru fasulyeye barbunya diyerek, işin işinden çıkamaz! Kontrolsüz bir düşünce trafiği zihin coğrafyamızı kan gölü haline getirir ve getirmiştir de!.


Konuya şöyle yaklaşalım: Siz çok lüks ve pahalı bir arabaya sahipsiniz; onu nasıl kullanırsınız? Tabii ki ihtiyacınız olduğu zaman...İşiniz bitince de onu garaja çekersiniz...Ama taksi firmaları onu böyle yapmaz...Günün 24 saati arabanın çalışmasını isterler ve çoğunlukla da öyle de olur. Ancak, aynı model, aynı marka ve aynı fiata alınmış bu iki arabanın 2 yıl sonraki darumları aynı mıdır? Cevap çok basit: Hayır!.. Peki, neden? Bu sorunun cevabı da çok basit: Taksi olarak kullanılan arabanın motoru ya laçka ya da laçka olmak üzere!..


Veya bir organımızı düşünelim...Mesela gözlerimiz...Hemde hepimizin kutsadığı bir işi de yapmış olmak için günlerce, haftalarca hiç uyumadan  okuyalım...Sonunç ne olur? Hangi ünlü doktor sizi kör olmaktan kurtarabilir?..İnsan beyni de sonuçta bir organdır; dengeli bir şekilde kullanmadığımzda en şöhretli pisikiyatrisler bile bize yardımcı olamayabilir!..

 Netleştirmemiz gereken başka konular da var...

 Onlardan biriside, mutlu mu olmak istiyorum; yoksa, benim aradığım şey huzur mu? sorusuna açıklık getirilmesidir...

“Laf cambazlığına gerek yok, ha mutluluk, ha huzur; ne farkeder ki!” diyecekseniz, sizinle anlaşmakta sorun yaşayacağız demektir...Çünkü ben bir çok karmaşanın kavramların karmakarış edilmesinden  zuhur ettiğine inanan birisiyim. Mutluluk bize gösterilen seraptan başka bir şey değildir; yaklaştım dediğiniz anda kaybolur. Ben ömrümde kesintisiz bir hafta boyunca “mutlu oldum” diyen birisine rastlamadım!..Çünkü mutluluk dualiteye bağlıdır, illâ da bir olgu diyeceksek  “zıddıyla kaim olan” bir olgudur...Kocasının, yaş günüde  aldığı pahalı hediyeyle mutlu olan bir kadın, almadığında veya ucuzunu aldığında mutluluğuna veda etmiş olacaktır! Aynı şekilde çocuklarının peş peşe aldığı iyi notlarla mutlulk yaşayan anne-baba, daha o anda mutsuzluğu da garanti etmiş olurlar; zira kötü notlar geldiğinde mutsuz olacaklardır...


Ama huzur başka bir şeydir...Sebeplerle bağlantılı değildir...

Ne diyor sevgili Mahmut Aşkar, son kitabı olan Kurban’da,

“Aşk akıl işi değil Gönül, gönül işidir...”

Huzur da akıl işi değil dostlar, aşk işidir...

Onu hissebilmek için  Ramazanı iyi bir fırsat kapısı olarak görebiliriz...

Ramazan da şeytanlar bağlanıyorsa, biz de zihnimizi biraz susturup sükünetin bilinmezlik deryasına açılabiliriz...

Veya...Ataullah İskenderi’nin dediği gibi “Varlığımızı bilinmezlik toprağına gömerek...”


Hiç değilse on gün...

Belki  ozaman  huzur kapıları bize açılacak...

Ve belki de biz, huzurun Huzur’da olmanın idrakine varmak olduğunu anlayacağız...




Hidayet Kayaalp


20 Haziran 2015 (3 Ramazan)