‘Türkçe kitapları’ bahane...
Salı, 04 Haziran 2013 21:52

 Dr. Ali Sak

Kuzey Ren Vestfalya’da Eğitim ve Bilim Sendikası (GEW) T.C.Milli Eğitim Bakanlığı’nın “Uzaktaki yakınlarımız”  projesi bağlamında çıkan “Türkçe ve Türk Kültürü” kitaplarını aşırı milliyetçi olmak ve tarihi yanıltıcı bilgi (örneğin sözde Ermeni soykırımının inkarı) vermekle suçlayarak kısa sürede KRV’deki Alman kamuoyunun ilgisini çekti. Neticede bu ve benzeri kitapların içeriğiyle bağdaşmayan bu iddialar tamamen olmamışlık üzerine oturtulmuş varsayımlarla ortaya çıkılarak medyaya sunuldu. Her fırsatta Almanya’daki Türkleri ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışan bu ve benzeri haberleri havada kapan Alman medyasının (WAZ, Rheinische Rundschau, Kölner Stadtanzeiger) sürmanşetten verdiği tartışma bitecek gibi değil. WAZ daha da ileri giderek sözde bilirkişilerden (ilgili gazetede çalışan kürt kökenli kişiler) görüş alındı. Varılan sonuç yola çıkmadan belliydi: Türk bayrağını istiklal marşını, andımızı öne sürerek, “kitaplar milliyetçi, ırkçı, azınlıklara karşı hoşgörüsüz, kültürlerarası diyaloğa, okul ve toplumsal barışa aykırı” damgasını yedi. Sürece Almanya Ermeni Toplumu ve Almanya Kürt Toplumu da, kitabı incelemeden, sırf biz de varız dercesine, basın açıklaması yaparak katklılarını sağladılar. Kimi Türk kökenli yerel siyasetçiler de yine kitapların içeriğine bakmadan “Bu kitaplar Türk hükümetinin propaganda materyallarıdır” diyerek genel bir suçlama yaparak bu sürece destek oldular.

Sonuç itibariyle zararı şimdiden Türkçe derslerine, Türk öğretmenlerine, Türkçe dersine devam eden çocuklara ve uzun vadeli olarak da Almanya Türk Toplumuna oldu. Bakanlığın başlatmış olduğu inceleme ve valilikler aracılığıyla eyalet bazında tüm okul müdürlerine verilen talimatla okullarda çalışan Türkçe anadili öğretmenlerden ilgili kitapları kullanıp kullanmadıkları ve kullanmış oldukları kitapların listesini vermeleri istendi. Kimi okullarda müdürler daha da ileri giderek adeta bir suçlu ararcasına Türk öğretmenlerin sınıflarını ve dolaplarını aradı. Bundan böyle her Türk öğretmenin ardında potansiyel aşırı Türk milliyetçisi, her Türkçe kitabının ardında, her 23 Nisan veya 19 Mayıs kutlamasında, her Türk bayrağı sallanışında, her Atatürk posterinde ırkçılık arayan ve bunu Alman kamuoyuna bu şekilde lanse edecek, Türk, Kürt, Ermeni, Rum kökenli hiç fark etmez “gönüllü muhbirler” çıkacaktır. Orta ve uzun vadede zarar hepimizindir, zira Türkçe derslerine ve bununla birlikte Türk kültürüne şüphe  ve köstek artacaktır. GEW ve içinde bulunan ve içlerinde Türk fobisi olan şahısları tebrik etmek lazım. Varlığından bihaber oldğumuz ve okullarda gerçekten kullanıldığı tartışmalı bir kitabı bahane edip  bir bardak suda fırtına kopardılar  ve amaçlarına büyük ölçüde ulaştılar; üzüm yemediler ama bağcıyı dövmeye fırsat açtılar. Türkiye, Türkler, İslam ve Müslümanlar hususunda zaten fobi eğilimleri olan “derin Alman toplumu” Türkçe kitapları  tartışmasını fırsat bilerek Türkçe derslerini ve Türkiye Almanya ilişkilerini topyekün tartışmaya açtı. Her kafadan bir ses çıkıyor. Özellikle Türk ve Türkiye karşıtlarının sesleri oldukça gür çıkıyorİ bizimkiler ise suskunluğunu koruyor, adeta tırstılar. Bu tartışmadan çıkarılacak dersler var elbette. Gelin madde madde çıkarılacak derslere bakalım.

Milli Eğitim, Türkçe kitapları ve derslerde kitapların kullanımına dair:

T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’nın hazırlattığı kitaplar, Almanya ve Avrupa gerçeklerinden uzak, didaktik ve metodolojik inceliklere dikkat edilmemiş.  Almanya’daki Türkçe dersleri müfredatı ile kitapların içeriği uyumlu değil. Kullanılan dil, Avrupa’daki Türk çocukları için anlaşılması zor. Türkiye’de alışık olduğumuz tarih ve millet vurgusu, Almanya gibi ırkçılık konusunda tarihsel tecrübeleri farklı olan toplumlarda kaygılara neden olabiliyor. Bizim çocuklarımızın duygu dünyasına da bu tür vurgularla ulaşılmıyor. Peki o zaman sormak lazım. Bu kitapları Milli Eğitim neden ve kime hazırlatır? Neden bu kitaplar hazırlanırken Almanya ve Avrupa ülkeleri gerçeğini bilen öğretmenlere ve bilimadamlarına yer verilmez? Neden “Uzaktaki yakınlarımıza” gerçekten bu denli uzak kalınır? Neden faydalı olayım derken zararı fazlasıyla ve faiziyle birlikte 50 yıldır öksüz bırakılmış yurtdışındaki Türk Toplumuna ödetilir?

GEW’nin çıkaracağı ders:

Eğitimciler sendikası GEW belirli ve sürekli türkofobisi yayan bir gurubun hegemonyasından  kurtulmalı ve Türkler, Türkçe ve Türkiye ile ilgili görüşlerini gözden geçirmelidir. GEW önüne gelen ve içinde Türkiye ve Türk milliyetçiliği eleştirisi olan her konuya atlamamalıdır, kendini bu yönde politize ettirmemeli ve farklı amaçlar için kullandırmamalıdır. Ne yazıktır ki basında adı geçen ve GEW adına çalışma yapan ve bu tartışmayı başlatan ekip  “aşırı Kürt millyetçilikleri” ile dikkat çekmektedirler. Bunlar Türkiye ve Türklerle her fırsatta hesaplaşmaya adeta and içmişlerdir. GEW bu oyuna neden alet olmaktadır? Bu konuları nesnel bir şekilde değerlendirebilecek bir ekibi yok mudur? Peki GEW üyesi olan ve bu tür politik oyunlara gelmeyen Türk ve Kürt kökenlii kısaca Türkiyeli öğretmenler neden susmaktadırlar? Toplu olarak GEW’e neden konuyla ilgili itirazlarını iletmemekteler, gerekirse istifa etmemekteler? Sayıları onlarca olan fakat bu tür olaylarda seslerini çıkarmayan Türk Öğretmen dernekleri ve Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu (ATÖF) niçin varlar? Bunlar ne iş yaparlar?

Türk toplumunun çıkaracağı ders:

“Türk toplumu söylenir ama söylemez”. Maalesef bu tespit bu tartışmada da doğrulanmıştır. Türk toplumunun en önemli değeri, yani dili, tartışma konusu yapılıyor. Türkçe dersleri bu tartışmalarla adeta dinamitleniyor. Birileri “Türklere vurmak ve Türkiye ile hesaplaşma dürtüleriyle” büyük bir zevkle bu tartışmayı yürütüyor. Türk Toplumu nerede? Nerede adı şanı büyük ama bu tür olaylarda sesi sedası kesilen Türk kökenli Sivil Toplum Örgütleri?

Medyamızın çıkaracağı ders:

Medyamız sağolsun; gece gündüz televizonlarımızda eğlence ve cümbüş var. Avrupa merkezli medyamızın ondan arkaya kalır tarafı yok. Her yerde oynayan, göbek atan insanlar. Maalesef aynı zamanda ağzı olan herkes her konuda konuşuyor. Sözde fikir tartışmaları yapıyorlar. Sözde Türklerin sorunlarına avukat oluyorlar. Bu konuda söyledikleri, yazdıkları ise sıfır. Söyleseler de dikkate alınmaları mümkün değil, çünkü bu konuda olduğu gibi, hemen hemen hiçbir konuda ikna edici, bilimsel verilere dayalı bir bilgileri yok. Konuşuyorlar ama ne dediklerini kendileri bile bilmiyorlar. Gazetelere gelince; Sabah gazetesi olayı sürekli takip ederken Zaman gazetesi tek haberle gündemine taşımıştır; Hürriyet ise konu hakkında hala suskunluğunu korumaktadır. Neden? Almanya’daki Türkçe çıkan gazetelerin işlevi nedir? Neden bu tartışmalarda suskunluğunu korumaktalar, kafalarını kuma gömmekteler?

Elli yıldır Almanya’dayız ve bir iki internet medyası (örneğin Migazin veya Almanya Bülteni) dışında hala iki satır Almanca yayın yapan, Alman kamuoyunu ikna eden bir medyamız yok. Biz çalıp, biz oynuyoruz. Kendimiz konuşup, kendimiz dinliyoruz. Kendi kendimizi kandırıyoruz.

STK’ların çıkaracağı ders:

Bu tartışmada STK’larımız yine sınıfta kalmıştır. Nerede dil, din, bayrak, millet diyenler? Nerede her Türkiye gündemli tartışmayı birinci gündem maddesi yapanlar? Nerede Türkiye’den bakan, milletvekili gelince sıraya dizilenler? Almanya’daki Türklerin gerçek sorunları tartışılınca bizim STK’lar maalesef ortada yoklar. Ya konuyu takip edemiyorlar, ya da iki satır yazacak bilgi donanımına sahip değiller. Bir örgütü özellikle bu eleştiriden ayrı tutmak gerekiyor. Bu ve benzeri olaylarda (örneğin okullarda Türkçe yasağı) duyarlılık gösteren Türk Veli Dernekleri Federasyonu ( FÖTEV) ve ona bağlı olan Ruhr Veliler Birliği bu tartışmaya çok yerinde ve faydalı bir müdahalede bulundu ve Alman medyasının da dikkate aldığı görüşler sundu. Diğer STK’lara iyi uykular dileriz. Durmak yok uyumaya devam.

Dış temsilciliklerimizin ve Türkiye’nin çıkaracağı dersler:

Yeniden başa dönelim. Türkiye bir proje kapsamında kitaplar hazırlatmış, Türk öğretmenlerine konsolosluklar vasıtasıyla bu kitapları ulaştırmıştır. Bu kitaplar şu veya bu şekilde eleştirilmiştir. Bu tartışmayla birlikte topyekün Türk öğretmenleri ve Türkçe dersi tartışma konusu yapılmaktadır. Peki Türk dış temsilcilikleri bu konuda cılız bir açıklama dışında neden suskun kalmaktadır. Suskun kalmak suçu üstlenme anlamına gelmez mi? Her konuda Almanya’daki Türklere öğüt veren, Avrupa’daki Türklerin sorunlarına el attığını belirten, bunun için özel bir başkanlık kuran devletimiz nerede? Diplomasi bildiğini iddia eden, devletlerarası münasebetleri ve hassasiyetleri iyi bilen hariciye memurlarımız nerede? Bu konuda konuşmayacaksanız, hangi konuda konuşacaksınız? Siz bu milletin bekası için Avrupa’da görev yapıyorsunuz. Bunu unutmayın.

Özetin özeti:

GEW adını kullanarak türkofobisi olan ve fikir bazında “Kürt milliyetçiliğiyle beslenen” bir kaç kişi kuyuya bir taş atmıştır. Amaçları üzüm yemek olmadığı kesin olan bu ekip, hem Türkçe derslerini sorgulatmayı başarmış, hem de Türk devletinin Almanya’daki faaliyetlerini sorgulatır hale getirmiştir. Burada üzüm yemek bahanedir, maksat bağcıyı (Türkleri) dövdürmektir. Amaca da maalesef kısmen ulaşılmıştır. Bundan önce Türkçe derslerine, Türk öğretmenlerine, Türkçe kitaplarına, Türkiye’ye bakış açısı olumsuzdu, bundan sonra daha da olumsuz olacak. İyi uykular dileriz.