Bir sempozyumun ardından
Salı, 22 Eylül 2009 14:17

 

 

 

Yurt dışında yaşayan Türklerle ilgili söylenecek çok şey olduğu; ancak bunları yeteri kadar dile getirme imkanının bulunmadığı bir kere daha görüldü.

Yurt Dışındaki Türklerden Sorumlu Devlet Bakanlığı ile Hacettepe Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi (HÜSAM) tarafından birlikte organize edilen ’’Yurtdışındaki Türkler: 50. yılında Göç ve Uyum Sempozyumu’’nda katılımcılar tebliğlerini sunmakta güçlük çektiler.

21-23 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşen programda, görünüşte her şey çok iyi planlanmıştı. Gerçi devlet eski bakanı Prof. Dr. Mustafa Said Yazıcıoğlu döneminde kararlaştırılan ve hazırlıkları biten programı açmak yeni bakan Faruk Çelik’e nasip oldu, ama bu pek önemli bir ayrıntı değil.

Kültürden eğitime, uyumdan yabancı düşmanlığına, siyasi haklardan ekonomik kazanımlara, hukuki konumumuzdan AB ilişkilerine kadar önemli bir hayli sahada konularının uzmanı bir çok kişi güzel bir organize çerçevesinde Ankara’ya davet edildi. 150 civarındaki tebliğci yanında, dünyanın bir çok ülkesinden temsilciler de programa iştirak ettiler. İştirakçilerin, gazeteciden akademikere, siyasetçiden eğitimciye çok geniş bir yelpaze oluşturdukları görülüyordu.

İlmi tebliğlerin bir çok konuyu derinlemesine ele alıp çarpıcı sonuçlara ulaştıkları gerçek olmakla beraber, düzenleyicilerin resmi kurumlar oluşu, insanlarımızın birinci elden taleplerinin ve problemlerinin dile getirilmesini engelleyen bir unsurdu. Bazı sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin ve bağımsız gazetecilerin varlığı, bu görüntüyü değiştirmeye yetmedi.

Geçmişi bilenler, basın kuruluşları ve sosyal çalışmalar yürüten dernekler tarafından düzenlenen ‘Yurtdışı İşçi Sorunları Kurultayları’nı anmadan edemediler. 80’li yıllara damgasını vuran bu kurultayların etkinlik gücünü hala yaklaşabilmiş değiliz.

Sempozyumda tebliğ sunacaklara verilen sürenin kısıtlanması, sunumları aksattı. Halbuki, tebliğcilerin kimler olduğu ve sayıları önceden bilinmekteydi. Eğer söylenenlere inanırsak, yazılı şekilde komisyona ulaştırılan tebliğler yıl sonuna kadar kitaplaştırılacak ve hizmete sunulacak.

Programın hükümetteki değişikliklere rastlaması nedeniyle olacak, tanıtımının yeteri kadar yapıldığını söyleyebilmemiz mümkün değil. Etkinlik, ne yurt içinde ne de yurt dışında yankı uyandırmadı. Yazılı ve görsel basında hemen hemen hiç yer almadı. Yurt dışında yaşayan insanlarımızla ilgili programların alışılagelmiş akibetini bu etkinlik te yaşamış oldu. Konular, dar bir çerçeveye sıkıştırılıp bırakıldı.

Öte yandan, Türklerin Avrupa’ya göçünün 1961 yılında başlandığının bilinmesine rağmen neden iki yıl önceden 50. yıl programının düzenlendiği hemen herkesin sorduğu bir soru oldu. İlgili ve yetkililerin dillendirdiği, ‘bu konu 1959’larda konuşulmaya başlanmıştı’ bahanesi ise hem inandırıcı değil, hem de tarihi gerçeklerle tam örtüşmüyor. Bazı yorumcular bunu bakanlıklar arasındaki rekabete bağlıyorlar. Umarız bu rekabet, daha etkin bir hizmet yarışına dönüşür.

Sempozyumda ele alınan ve dile getirilen hususların Türk hükümeti ve yabancı ülke hükümetleri üzerinde bir tesirinin olup olmayacağını zaman gösterecek. Dileğimiz, bu etkinlikte konuşulanların da her zamanki gibi ‘yurt dışındaki insanların sorunlarının takipçisiyiz, bakın sempozyum bile düzenledik’ diyeceklere gerekçe oluşturmanın ötesine geçebilmesidir.

Her şeye rağmen ümidimi muhafaza ederek, sempozyum sonuçlarının ilgililer tarafından değerlendirileceğine inancımı dile getirmek istiyorum.

Tabii konunun takipçisi olacağımızı da...


Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Sefik Kantar